10 Eylül 2009

AFRİKA MENEKŞELERİM

Çiceği sevenlerdenim. Ama yıllardır Afrika Menekşesi hiçbir zaman beni cezbetmemişti.Sevgili küçük eltim Fatma  ve kaynım Senol'un bize gelirken getirdikleri bir menekşe  çiceğinden sonra bendede hastalık başladı. Gördüğüm yerden menekşe aldım ve diktim, ama evimde istediğim gibi olmuyordu.Bu yaz yine çok özentili bir şekilde saksılarını ve topraklarını değiştirdim ama yinede toparlanmadılar.Bende ya atayım bu çiçekleri yada işyerime götüreyim belki orada toparlanırlar diye düşündüm.Tabiki 2. seçenek ağır baştı tek tek işyerime taşıdım.1ay 1,5 ayın içinde böyle güzel oldular. Birde işyerimin camı kuzeyde fazla yakıcı güneş görmüyor.şimdide çocuk sever gibi her gün onları seviyorum.
Hakikaten doğa çok güzel.............
AFRİKA MENEKŞESİ
Afrika Menekşesi, anavatanı Doğu Afrika olan bir bitkidir. ilk kez 1890 yılında, Doğu Afrika'da Baron Walter von Saint Paul tarafından keşfedilmiştir. Bu yüzden bilimsel adı Saintpaulia Lonantha'dır. Anavatanlarında yıllık yağış ortalaması yüksektir (Yıllık 1700 ml).
Uygun ortam bulduğu zaman yıl boyunca çiçek açabilen bu bitki, çiçeklenmeler arasında bir kaç haftalık bir dinlenme dönemi geçirir. mavi ve morun çeşitli tonlarında olan çiçekleri, katmerli veya yalın kat, ya da kenarları düz veya tırtıklı olabilir. Direkt güneş almayan aydınlık yerleri sever ve yıl boyunca oda sıcaklığında tutmak en iyisidir. Sıcaklık 22-25 derece olduğunda hızla gelişerek çiçeklenir. Sıcaklıktaki değişmeler, özellikle düşmeler bitkiyi duraklatıp, bazan 6 ay süreyle çiçeklenmemesine sebep olabilir. Musluk suyunu sevmez. Yumşak suyla sulanmalı ve yapraklarına su değdirilmemelidir. Toprak nemli tutulmalı ama çok fazla sulanmamalıdır. İlkbahar ve yaz mevsimleri boyunca haftada bir kez düşük dozda besin verilmesi iyi sonuç verecektir.

4 Eylül 2009

KEŞLİ CEVİZLİ ERİŞTE MAKARNA ''İFTAR BEREKETİ ETKİNLİĞİ 3 ''

Merhaba arkadaşlar. Sizlere yöresel bir tarif sunmaya geldim.Bu yaz bütün olumsuzluklar beni buldu. Kameram bozuldu,  pc mausu bozuldu. Öyle olunca eklemeler yapamadım. Ara sıra bazı yazılar eklesemde hep hazıra kaçtım.Birde yaz sezonunun verdiği yoğunluk eklendi. Artık yavaş yavaş siteme ısınmaya çalışacağım.Gerçi bu kışımda biraz yoğun geçecek .Oğlum 8. sınıfa gidecek. Malum yoğun bir okul temposu bizi bekliyor.İnşaallah rahat bir şekilde geçiririz.Malum çocukların bir ergenlik dönemidir gidiyor.Umarım iyi anlaşırız.Fazla konuştum değilmi.Ayrıca bu makramı İftar Bereketi Etkinliği 3 gönderiyorum...
Bu makarnamızda bizim yöresel olarak kullandığımız keşten yapılmaktadır. Her zaman tercih edilen bir yemektir ama özellikle ramazanlarda sahurda daha bir iştahla yenir.
Bunun özel bir tarifi yoktur ama ben kaba taslak anlatmak istedim.
Gelelim Makarmanızın nasıl yapıldığına:
Evde yapılmış erişte makarna veya hazır erişte makarna hepimizin bildiği gibi haşlanır. Uzerine soğuk su dökülür ve süzülür. Diğer tarafta keş rendelenir ve dövülmüş cevizle karıştırılır.Yayvan bir kaba (Küçük pilav koyduğumuz tepside olabilir) önce cevizli keş şerpilir üzerine makarna dökülür tekrar keşli cevizli karışımdan dökülür. Katını isteğinize göre yapabilirsiniz. En üzte yine karışımdan dökülür. Daha sonra tereyağ eritilir içine cevizli keşli karışımdan biraz koyulur ve kızartılır. Bu kızartılan yağ makarnanın üzerine dökülür. Afiyet olsun....
Baştada dediğim gibi her şeyin ölçüsünü kendinize göre ayarlayabilirsiniz.
Keşi bilmeyenler için kısaca anlatayım. Süzme yoğurt  katı hale getirilir.  Bol tuz konularak şekillendirilerek kurutulur. Kullanılacağı zamanda rendelenerek kullanılır.
İşin dahada özü yoğurdun bayatlandırılmış hali ( Bu fikri benim eniştem çok savunur. Yalanda değil hani...).

3 Eylül 2009

ÇOK ÖZEL VE GÜZEL BİR HİKAYE

ÇOK ÖZEL BİR HİKÂYE
Kendini bildi bileli mor menekşeyi çok severdi. Çocukluğunun geçtiği iki katlı evin bahçesinde bahar geldiğinde mor mor açar, mis gibi kokarlardı. Annesi mor menekşeleri hep duvar kenarına dikerdi.

Gölgeyi sever menekşeler derdi. Oysa öğretmeni bitkilerin güneş ışınları ile fotosentez yaptığını anlatmıştı onlara. Bitkiler güneş ışığına muhtaçtı. Mor menekşeler ne tuhaf bitkilerdi, her bitki güneşi severken, onlar neden gölgeyi tercih ediyorlar diye düşündü durdu Hande...

Küçük, ufacık aklı ile aslında menekşelerin diğer çiçeklerden farklı olduğunu keşfetmişti, işte belki de menekşeler bu yüzden bu kadar güzeldi. Herkesten farklı olursan, bu hayatta değerli olursun yargısına varmıştı. Daha o yıllarda farklı olmak için uğraş vermeye başladı. İlk olarak, okulda kimsenin yanına oturmak istemediği Hacer'in yanına oturmak istiyorum öğretmenim diyerek başladı farklılıklarla süren hayatı. Hacer bile şaşırmış şaşkın şaşkın bakıyordu onun yüzüne. Hacer çok dağınık, biraz anlama zorlukları olan problemli bir ailenin kızı idi. Hande ise mühendis Kamil Beyin biricik kızı. Öğretmen pek oturtmak istemedi önce Hacer'in yanına Hande' yi. Daha sonra bir tatsızlık çıkmasın diye öğretmen Hande'nin annesini çağırdı.

Annesi eve geldiklerinde Hande'ye sordu :

- Neden yavrum Hacer in yanına oturmak istiyorsun?

Hande cevap verdi:

— Geçen baharda menekşeler ekiyorduk ya hani anne, o gün sen bana menekşeler güneşi sevmez demiştin, oysa her bitki güneşi sever. Menekşeler farklı, belki de bu yüzden bu kadar güzeller. Hacer'in yanına kimse oturmak istemiyor. Ben farklı olmak istiyorum. Belki Hacer de güzeldir, onu fark etmek istiyorum, dedi.

Annesinin ağzı açık kalmıştı. İlkokul 4. sınıf öğrencisi kızının olgunluğuna hayran kalarak

- Peki kızım kimin yanında istersen oturabilirsin, " dedi.

Pazartesi Hande Hacer'in yanında oturmaya başladı. Hem Hande tedirgindi, hem de Hacer. Birbirleri ile hiç konuşmuyorlardı. Diğer kızlarda soğumuştu Hande'den. Nasıl Hacer gibi dağınık, bir şeyi, iki kere anlatınca anlayan fakir bir kızın yanına oturmayı istemişti. En çok alınan Doktor Cemal Beyin kızı Esin'di. Anne babaları her hafta sonu görüşüyorlar, Hande ve Esin birlikte oynuyorlardı. Nasıl olur da kendi yerine Hacer'i seçerdi. Çok gururu kırılmıştı Esin'in. Hande ile konuşmuyordu.

Bir gün Hande ve ailesi Esinlerle dağ köylerinden birinde gerçekleştirilecek bir panayıra katılmak için sözleştiler. Hande gene Esin'in somurtacağını bildiği için gitmek istemiyordu. İçin için de Hacer'e kızmaya başlamıştı arkadaşları ile arasının bozulmasına sebep olmuştu. Neden sanki bu kadar dağınıktı, neden her şeyi iki kerede anlıyordu? Yoksa aptal mıydı? Sonra menekşeleri hatırladı hemen düşüncelerinden utandı. Hacer farklı diye yargılamaması gerekiyordu. Hacer'in, kimsenin bilmediği güzelliklerini keşfedecekti. Buna tüm gücü ile inandı. Panayıra gittiklerinde Esin somurtarak karşısında oturuyordu, Hande ile konuşmuyordu.
Hande canı sıkıldığından biraz dolaşmak için annesinden izin aldı. Köy yolunda yürümeye başladı. Hava iyice soğumuş ve ayaz iyice artmıştı, kar atıştırmaya başlamıştı. Hande karı çok seviyordu, yürüdü, yürüdü. Köye gelmişti. Bir evin önünde durdu. Evin penceresinde ki saksıya gözü ilişti. Gözlerine inanamıyordu, bunlar mor menekşelerdi. Ama kıştı ve menekşeler soğuğu hiç sevmezlerdi eve doğru bir adım attı. Kapıda beliren gölgeyi çok sonra fark etti bu Hacerdi.

Hande'ye gülümsüyordu.

- Hoş geldin Hande buyurmaz mısın?, dedi.

Biraz ürkek, şaşkınlıkla kapıya doğru ilerledi Hande ve içeri girdi. Oda sıcacıktı odun sobası her yeri ısıtmıştı. Menekşeler diyebildi sadece Hande...

— Bu soğukta?

Hacer gülümsedi ;

- Onlar annem için, annem onları çok sever.

Sonra yatakta yatan kadını fark etti Hande.

"Annen hasta mı?" dedi.

"Evet, 2 sene önce felç oldu ona ben bakıyorum, bizim kimsemiz yok, bir tek ineğimiz var onunla geçiniyoruz. Ama tüm işler bana baktığı için derslere çalışacak pek vaktim olmuyor, dedi Hacer utanarak. Bir de bizim köyden şehre araç yok, bu yolu her gün yürüyorum o yüzden de çok yorgun okula geliyorum dersleri anlamakta güçlük çekiyorum.

Hande'nin gözleri dolmuştu. Dışarıdan gelen ses ile kendine geldi. Annesi onu arıyordu. Çok merak etmiş olmalıydı. Dışarıya koştu ve annesine sarıldı, ağlıyordu. Bir müddet sonra anne bu Hacer diye tanıştırdı sıra arkadaşını. Hacer'in yaptığı sıcak çorbadan içtiler birlikte. Hande annesine anlattı Hacer'in hayatını, ağlayarak.

"Bir şeyler yapalım anne" dedi.

O hafta annesi ve Hande, Hacerlere gidip annesi ve Hacer'i kendi evlerine taşıdılar. Hacer artık Handeler den okula gidip geliyordu, ne dağınıktı, ne de aptal. Sınıfın en iyi öğrencisi olmuştu. Seneler geçti Hacer ve Hande bir arkadaş değil, iki kız kardeşlerdi artık. Mor menekşeler Hande'ye Hacer'i armağan etmişti. Hacer'e ise hem Hande'yi, hem hayatı.

Seneler sonra ikisi de evlendi. Hacer şimdi bir doktor. Hande'den vicdanın ne kadar önemli olduğunu öğrendi, hastalarına vicdanıyla birlikte şifa dağıtıyor. Hande ise bir öğretmen. Çocuklara farklı olan şeyleri sevmeyi de öğretiyor. Bir kızı var adı, Hacer Menekşe. Hayatta en çok sevdiği iki şeye birini daha ekledi
Hande.

LÜTFEN SEVGİNİZE ÖNYARGI KOYMAYIN.

HERŞEY SEVİNCEYE KADAR FARKLIDIR

SEVDİKTEN SONRA İSE SEVGİNİN DİLİ HEP AYNIDIR.




LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...