12 Ağustos 2009

MİMLENMİŞİM

Merhaba sevgili arkadaşlar uzun zamandan beri siteme uğrayamamıştım. Yazın gelmesiyle birlikte düğünler dernekler derken bir koşuşturmaca sürüp gidiyor.İnsanın pc başına geçesim gelmiyor. Birde benim evimdeki pc.de problemler oldu yazı ekliyemedim. Fotoğraf yükleyemedim. kameram bozuldu vs.vs......Öyle oluncada biraz hevesim kaçtı. Bu günde sevgili hemşerim http://nursen-yemek.blogspot.com/ Cesaret konusunda beni mimlemiş. Kaç günlerdir cevap veremedim . Ayıp ettim ama benim kusuruma bakmasın ..................
Bende dilimin döndüğünce cevaplandırmaya çalışcağım..
CESARET:
Cesaret:Sürekli etrafındakilerin sana baktığını düşünmeyi bırakıp,sadece kendin olduğun ve yapmak istediğin şeyi yaparak,yüreğini ortaya koymaktır.
Cesaret:Her kuyuya taş atabilmektir.
Cesaret:Kimi zaman salaklıktır kimi zaman akılcılıkta son noktadır.
Cesaret:Şimdi yapamazsam ömrümün sonuna kadar pisman olacağımı bildigim her sey..
Cesaret:Hem mantığınla hareket etme isteği, hem duygularını yaşama aşkı, hem de hem mantığının hem de duyguların gaza getirip yapmayacağım asla yapmam dediklerimizi bir çırpıda yapıvermemizdir.
Buda bir cesaret örneği.....
Buda.........

Buda.........................
Umarım cevaplarımı beğenirsin arkadaşım. Ama ben kimseyi mimlemiyeceğim zira yazın tatil olunca çoğu arkadaşlar benim gibi sitelerine fazla uğrayamamaktadırlar.........................

25 Haziran 2009

REGAİP KANDİLİNİZ MUBAREK OLSUN

Regaip Kandili Hakkında...
Regaip elde edilmesi arzu edilen değerler demektir. Bu mübarek gecede Yüce Mevla kullarına bol bol rahmet ve hibede bulunduğu için bu adı almıştır.
Regaip gecesinin içinde bulunduğu Recep ayı halk dilinde "üçaylar" olarak anılan rahmeti bereketi ve mağfireti bol olan manevi bir ticaret mevsimine girişimizin habercisidir. Recep ayı Kur’an’da haram aylar diye anılan dört aydan bir tanesidir. Regaib gecesinin böyle bir ayın içinde yer alması aynı zamanda bu gecenin önemini de ifade etmektedir. Konuya ilişkin ayette Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Allah katında ayların sayısı onikidir Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.”(1)
Hz. Peygamber’in yaptığı şu dua üç aylara verdiği önemi belirtmektedir: "Allah'ım! Recep ve Şaban aylarını bize mübarek eyle ve bizi Ramazan'a kavuştur."(2)
Muhterem Mü'minler!
Bu mübarek günler ve geceler Kendimizi denetleme ve değerlendirme bakımından çok önemlidir. Bir kere daha geçmişimizin muhasebesini yapıp geleceğe hazırlıklı olmanın tedbirlerini almalı ve düşünmeliyiz.
Ey Allah'ı seviyorum diyen insan! Kulluk vazifeni yapabiliyor musun?
Peygamberimi seviyorum diyen Müslüman! O’nun sünnetini ahlakını yaşıyor musun?
Kitabım Kur'an'dır dediğin halde emirlerine sarılıp yasaklarından sakınıyor musun?
Allah'ın nimetlerini yediğin halde şükrünü yerine getiriyor musun? Aç biilaç yoksul kimsesiz fakirleri koruyup gözetiyor musun?
Ölümün hak olduğuna şüphe yok. Şu anda ölüme hazır mısın? Kendi kusurlarını düzeltip tövbe ediyor musun?.
Geçen yılın bu mübarek gününde seninle beraber oldukları halde şu anda göremediğin eşin dostun akraba ve arkadaşlarını düşünüp kendine çeki-düzen verebiliyor musun?
Evet bütün bunları kendimize sorup bir durum değerlendirmesi yapmak bu mübarek günlerin ve gecelerin şuuruna varmak demektir.
Aziz Mü’minler!
Bu insanî ve İslamî ölçülerle düşünür kötülüklerimizden kötü alışkanlıklarımızdan vazgeçer tövbe eder geleceğimizi daha iyi değerlendirmeye azmeder karar verirsek; her günümüz kandil geceleri gibi başarılı sonumuz da bayramlar kadar sevinçli olur.
Bu geceye mahsus bir ibadet şekli olmamakla beraber gündüzünü oruçlu geçirmek muhtaçlara yardımda bulunmak varsa dargın olduğumuz kişilerle barışmak anne ve babalarımızın büyüklerimizin ellerini öpüp dualarını almak geceyi Kur'an okumakla ve salat-ü selam getirmekle tövbe istiğfar etmekle ihya etmemiz uygun olur.
(AlINTIDIR) (Diyanet sitesinden)

21 Haziran 2009

6 Haziran 2009

SARAY SARMASI VEYA AFYON LOKUMU

Merhaba arkadaşlar. Bu tatlı tarifini sitelerde dolaşırken görüyordum ama bir türlü cesaret edip yapmamıştım.Geçenlerde karşı komşum Ayla yapmıştı. Hatta beraber yaptık diyebilirim. Sarma işini ben yaptım. Bende hemen fotoğrafladım. Ve sizlerde paylaşmak istedim. Daha sonra bende yaptım. Hakikaten çok güzel oluyor vede yemesi hafif. Arkadaşlar çok beğendiler. Sizlerinde beğeneceğinizi düşünerek tarifime geçiyorum.
Malzemeler:
1 Kg süt
3 Kahve fincanı un
3 kahve fincanı şeker
100 Gr margarin
1 Pk vanilya
1 Damla sakızı (Çiğnediğimiz damla sakızlarından koydum ben)
Krem şanti içinde 1 Su bardağı süt
Hindistan cevizi
Yapılışı:
Süt, un, şeker karıştırılarak muhallebi kıvamına gelinceye kadar karıştırılarak kaynatılır. Ateşten indirildikten sonra margarin, vanilya ve sakız katılarak iyice muhallebiye yedirilir. Kare fırın tepsisine bol miktarda hindistan cevizi serpilir ve üzerine hazırlanmış krema dökülür tepsinin her tarafına aynı kalınlıkta yayılır.Soğumuş olan kremanın üzerine önceden hazırlanmış olan krem şantide ince bir tabaka şeklinde sürülür.1 gece buzdolabında bekletilir. Üzerine ince dövülmüş fındık veya ceviz serpilir.2 Cm aralıklarla ince şerit halinde kesilir. Rulo yapılarak servis tabağına dizilir ve üzerinede bol miktarda hindistan cevizi dökülür. Servis yapılır.Büyüklüğünü kendinize göre ayarlayabilirsiniz.Afiyet olsun
Bu tarifimi bu hafta PDÇSE 44 ev sahipliği yapan arkadaşım http://narinmutfagi82.blogcu.com/ gönderiyorum. Kolay gelsin arkadaşım....

28 Mayıs 2009

ETİMEK TATLISI




İyi geceler arkadaşlar. Yapılışı basit ve yemesi hafif, görüntüsüde bir o kadar ilginç olan bir tatlı tarifiyle karşınızdayım.Yumurta sarısı görünümlü bir tatlı.Bir an tatlının üzerinde yumurta sarısının ne işi var diye düşündünüz değilmi.Eeeeee böyle işte..........................
Hadi tarife geçelim.
Malzemeler:
1 Pk. Etimek
2 Su bardağı şeker
1.5 su bardağı su
1 Pk. vanilyalı puding
3.5 Su bardağı süt
1 Pk. Muzlu Jöle
Birkaçtane konserve kayısı
Yapılışı:
2 Su bardağı şekerle 1.5 su bardağı su kaynatılır. Etimekler bir tepsiye dizilir ve üzerine şerbet biraz ılık olarak dökülür. Tatlı soğutulur.Üzerine hazırlanmış olan vanilya dökülür ve düzgün bir şekilde yayılır.Pudingde soğuduktan sonra belli aralıklarla kayısılar yerleştirilir. Üzerinede hazırlanmış olan jöleden bir kaşık yardımıyla yavaş yavaş dökülür.Soğutulur. Dilimlenerek servis yapılır. Afiyet olsun ...
Arkadaşlar ben böyle yapılmış bir kremalı bir pasta modelini sevgili arkadaşım aytencee ' nin sitesinde görmüştüm. Bende tatlıya bu görünümü verdim..... Nasıl sizce.......
Bu tatlımıda bu hafta P.D.Ç.S.E. 43'e ev sahipliği yapan sevgili arkadaşım http://asimelek58.blogcu.com/ a gönderiyorum. Kolay gelsin arkadaşım....

19 Mayıs 2009

19 MAYIS ATATÜRK'ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI ve TÜRKAN SAYLAN

Ey büyük Ata'm, Türk gençliği olarak hürriyetin, bağımsızlığın, egemenliğin, cumhuriyetin ve İnkılâplarının yılmaz bekçileriyiz. Her zaman, her yerde, her durumda, Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için; bütün zorlukları yeneceğimize namus ve şeref sözü verir, kendimizi Büyük Türk Milletine adarız.
Türk Gençliği




Ömrünü insanlara ve gençlere adayan eşsiz insan.Bizlerden ayrılıp ebediyete uğurlanacağın günde senin çok sevdiğin gençler için Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ün gençlere armağan ettiği bir günde olacak. Güle güle Saygıdeğer Türkan ANNE.............................

18 Mayıs 2009

P.D.Ç.S.E.43





Merhaba arakadaşlar bu aralar sitemle fazla ilgilenemedim.Sizleri bilmiyorum ama ben bazen siteme büyük bir zevkle bir şeyler eklemeyi seviyorum bazende hiç canım istemiyor. Birde baharda insanın içi içine sığmıyor.Ondanmıdır neden bilmiyorum ama üzerimde bir tembellik var ..Biz buralarda kışı biraz çetin geçiriyoruz ya havalar ısınınca biraz şımarıyoruz galiba.Neyse lafı fazla uzatmıyayım. Hazır tatlıyı yapmışken P.D.Ç.S.E. 43 'e ev sahipliği yapan arkadaşım http://asimelek58.blogcu.com/ katkıda bulunmak istedim kolay gelsin arkadaşım.
ELMALI TURTA
Malzemeler:
3 adet yumurta
2 su bardağı toz şeker
1 su bardağı sıvı yağ
1,5 su bardağı yoğurt
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
aldığı kadar un
Ara malzemesi:
6 adet elma
4 çorba kaşığı toz şeker
1 tatlı kaşığı tarçın
Yapılışı:
Önce ara malzemeyi hazırlayın.
Bunun için; elmaların kabuklarını soyup rendeleyin. Toz şekeri ilave edip kısık ateşte elmalar yumuşayıncaya kadar pişirin. Ocaktan alınca tarçını ilave edip karıştırın. Ara malzemeniz bir kenarda soğurken keki hazırlayın. Yumurta ve şekeri tel çırpıcıyla çırpın. Sıvı yağ ve yoğurdu ilave edin. Bildiğimiz kek hamurundan biraz daha koyu olacak şekilde azar azar un ekleyin. Kabartma tozu ve vanilyayı da ilave ettikten sonra 1 su bardağı kadar ayırıp, kalan hamuru yağlanmış tepsiye dökün. Hazırladığınız elmalı harcı üzerine yayın. Ayırdığınız hamura un ilave ederek sert bir hamur elde edin ve elmalı harcın üzerine rendeleyin. Önceden ısıttığınız orta dereceli fırında üzeri pembeleşene kadar pişirin. Ilındıktan sonra pudra şekeri serperek dilimler halinde servis yapın.
Not: Arkadaşlar bu tarifimi yine sizlerin sitesinden alarak yaptım ama şimdi hatırlıyamadım kimden aldığımı.. O yüzden kaynak gösteremedim.
Sitesinin ismini yazamadığım için kusuruma bakmasın bu turtayı yapan arkadaşım.

OĞLUŞUMUN DOĞUM GÜNÜ


BİTANEM İYİKİ DOĞDUN.ALLAH SANA UZUN ÖMÜR VERSİN. ZAMAN ZAMAN BENİ ÜZSENDE SENİ ÇOK SEVİYORUM BİTANEM.

10 Mayıs 2009

ANNELER GÜNÜ

Anneler Günü ülkemizde 1955 yılından bu yana kutlanıyor. Türk Kadınlar Birliği ülkemizde her yıl çocukları için büyük fedakarlığa katlanan annelerden birini yılın annesi seçer. Yılın annesinin kişiliğinde tüm annelere iyi dilekler sunulur.
Amerika'nın Filedelfiya eyaletinde 9 Mayıs 1966 günü Jarvis isimli bir kızın annesi öldü. Annesini çok seven Jarvis'in üzüntüsü aylarca sürdü. Hayatla kimsesi kalmayan Jarvis ölüm olayına bir türlü alışamadı. Yaşama küstü. Canlılığını, yaşama sevincini yitirdi. Yemedi, içmedi bir ara ölmeyi bile düşündü. Jarvis'in bu durumunu yakından izleyen komşusu Jarvis'le arkadaş oldu. Bir gün yaşlı komşu söyleşi sırasında Jarvis'e «İnsanlar doğar, yaşar, ölür. Bu bir doğa kanunudur.» dedi.
Bu iki cümle, Jarvis'i çok etkiledi. Ölümün de doğmak, yaşamak gibi bir doğa olayı olduğunu düşündü. Ancak bu doğruyu bulmak Jarvis'in annesine olan sevgisini azaltmadı.
Aradan geçen süre içinde ölüm sözcüğünün soğukluğu gitti. Yerine anne sevgisinin sıcaklığı geldi. Artık Jarvis annesini gözyaşları ile değil, severek anmaya başladı. Acıları azaldı. İçinde arı, duru bir sevgi oluştu.
Aradan bir yıl geçti. Bu süre içinde Jarvis, hemen her gün annesinin mezarına çiçekler götürdü. Jarvis'in annesinin ölüm yıldönümünde bütün arkadaşları eve geldi. O gün Jarvis arkadaşlarına :
— Geçen bir yıl içinde çektiğim acılar bana şunu öğretti «Dünyada anne sevgisinin yerini dolduracak hiçbir sevgi yoktur. Yılın bir gününü annelere ayıralım. O günü annelerimizle ilgili anılarla dolduralım. Böylece annelerimize olan sevgi borcumuzu ödeyelim.» dedi.
Arkadaşları Jarvis'in önerisini çok beğendiler. Birlikte hemen kentin Belediye Başkanına gittiler. Başkan onları dinledi. Öneriyi içtenlikle benimsedi. Daha sonra bu öneri gazetelere, yazarlara anlatıldı. Jarvis ve arkadaşlarının çalışmaları kısa sürede sonuç verdi. Amerika Birleşik Devletleri Kongresi mayıs ayının ikinci pazar gününün Anneler Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı.
Anneler günü ilk kez 1908 yılında kutlandı. Daha sonra bütün uygar ülkelerde kutlanmaya başlandı. Her yıl mayıs ayının ikinci pazar günü gazetelerde annelerle ilgili yazılar, anılar, şiirler yayınlanır. Radyo ve televizyonda ana sevgisini konu eden konuşmalar yapılır. Türk Kadınlar Birliği'nin şubesi olan illerde yılın anneleri seçilir. Okullarımızda ayrıca Anneler Günü nedeniyle toplantılar düzenlenir. Bu toplantılarda okunan şiirler, söylenen türküler, şarkılar, annelere armağan edilir. Filimler gösterilir. Sergiler düzenlenir.
Anneler Gününde annemize bir demet kır çiçeği armağan ederek, bir güzel sözcükle yanağından öperek onu çok mutlu ederiz.
YERYÜZÜNDEKİ TÜM ANNELERİN ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN

5 Mayıs 2009

ÜZGÜNÜM(AYŞE'ME)

Merhaba arkadaşlar. Ben birkaç gündür çok üzgünüm.Çok sevdiğim kuzenim (Daha doğrusu annemin kuzeni) geçen perşembe akşamı bir trafik kazası geçirdi.Hemde şehir içinde yaya iken üstelik kaldırımda.. Bizi çok korkuttu. Kollarında ve bacaklarında bir sürü kırıklarla olayı atlattı ama. Şu anda hastanede yatıyor. Çarşamba günü ameliyat olacak kırıklarına platin takacaklar. Umarım ameliyatı iyi geçer ve hızla iyileşirde aramızda olur.
Seni çok seviyoruz AYŞE
Arkadaşlar kuzenim için dua edin olurmu.
Bu yüzdende bu aralar siteme uğrayamadım. Sizlere misafir olamadım.
Bir yerde bir yazı okumuştum. Hatırladığım gibi yazıyorum. Ama kimin sözü bilmiyorum. Onuda sizinle paylaşmak istedim. Şu anki benim psikolojime tam uyuyor.
''Sevinçler paylaşıldıkça artarmış, Acılar paylaştıkça azalırmış.'' Bende üzüntümü sizlerle paylaşmak istedim.
Canım Ayşe'm sen bunuda atlatacaksın.Çünkü sen çok güçlüsün.....Allah her zaman senin yanında tatlım.
NOT:Her ehliyet alan kendini şoför sanıyor her araba kullanmasını bilen kendini şoför sanıyor ve bu sayedede maalesef toplumumuzda trafik magandaları artıyor.Bolu gibi bir yerde birde şehir merkezinde bu kaza nasıl olmuş dersiniz. Sanki kaza Otobanda olmuş gibi hastanın durumu...

22 Nisan 2009

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI

23 NİSAN
23 Nisan 1920 Büyük Millet Meclisi'nin açılış günüdür. Her 23 Nisan günü Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı birlikte kutlarız.
Egemenlik yönetme yetkisidir. Ulusal egemenlik; yönetme yetkisinin ulusta olmasıdır. Osmanlı imparatorluğu döneminde egemenlik padişahta idi. Padişah ülkeyi dilediği gibi yönetirdi. İmparatorluğun son yıllarında padişahlar rahatlarını düşündüler. Yurt bakımsız kaldı.
Ülke sorunları yüzüstü bırakıldı. Bu sırada Birinci Dünya Savaşı başladı. Savaş 4 yıl sürdü. Bizimle birlikte olanlar savaşta yenildi. Savaş kurallarına göre biz de yenilmiş sayıldık. Yurdumuz İngilizler, Fransızlar, Yunanlılar, İtalyanlar tarafından paylaşıldı. Padişah ve yandaşları ülkenin paylaştırılmasına ses çıkarmadılar.
Mustafa Kemal Paşa Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak için İstanbul’dan Samsun'a 19 Mayıs 1919 günü geldi. Samsun'dan Amasya'ya, oradan Erzurum'a ve Sivas’a gitti. Sivas ve Erzurum'da kongreler topladı. Mustafa Kemal Paşa egemenliğin ulusta olduğuna inanıyordu. Bu inançla «Ulusu yine ulusun gücü kurtaracaktır. Tek bir egemenlik vardır, o da ulusal egemenliktir» diyordu. Yurdun dört bir yanından seçilip gelen temsilciler - milletvekilleri - Ankara'da 23 Nisan 1920 günü toplandılar.
İlk Büyük Millet Meclisi'nin toplandığı yapı Ankara'da Ulus Alan'ından istasyona giden caddenin başındadır. Bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olan bu yapı tek katlıdır. O yıllar ülkemiz yokluk yoksulluk içindeydi. Milletvekillerinin oturduğu sıralar bir okuldan getirildi. Meclis gaz lambası ile aydınlanıyor, soba ile ısınıyordu. Top seslerinin Ankara'da duyulduğu zamanlarda bile meclis düzenli toplandı.
Ulusal Kurtuluş Savaşımızla ilgili bütün kararlar bu mecliste alındı. Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde ulusumuz dünyaya Ulusal Kurtuluş Savaşı dersi verdi. Ezilen uluslara kurtuluş yolunu açtı. Bağımsızlık savaşının öncüsü olan kurtuluş savaşımız yeryüzünün öteki uluslarına örnek oldu.
23 Nisan 1920 ilk Büyük Millet Meclisi'mizin toplandığı gündür. 23 Nisan, ulusun yönetme yetkisini kullanmaya başladığı gündür. Bu gün Milli Egemenlik Bayramı'mızdır.
23 Nisan dünyada kutlanan ilk çocuk bayramıdır. Atatürk'ün Türk çocuklarına armağan ettiği bu bayram şenliklerine son yıllarda yabancı ulusların çocukları da katılmaya başlamıştır. Atatürk çocuklara çok değer verir, gezilerinde okullara uğrar, ders dinler, sorular sorardı. «Bugünün küçükleri yarının büyükleridir.» diyen Atatürk, yönetimin bayram süresince öğrencilere bırakılması geleneğini başlattı. 23 Nisan'da yönetim birimleri seçimle gelen kurullar bir süre çocuklara bırakılır. Bu güzel gelenek her yıl yinelenir. Her 23 Nisan'da yurdumuz bir bayram alanı olur. Çocuklar törenlerde konuşmalar yaparlar, şiirler okurlar. Gece fener alayları düzenlenir.
23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı egemenliğin ulusta olduğu düşüncesinin kabul edildiği gündür. Çocuk bayramımızdır. Yarının büyükleri olan çocukların bayramıdır.
Alıntıdır
BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

9 Nisan 2009

YUFKA SALATASI







Merhaba arkadaşlar. Benim bu yoğurtlu yufka salatasına siz ister hazır yufka mantısı deyin isterseniz benim gibi yufka salatası deyin. Yorumu size kalmış. Arkadaşlarımın sitelerini dolaşırken gözüme çarptı benimde evde bir yufkam artmıştı hemen değerlendiriverdim. Hiç bir malzememde ölçü yok. Yufkayı 4'e böldüm. Temiz bir örgü şişiyle sıkıca sardım. Şişi içinden çıkarıp bir parmak aralıklarla kestim. Kızdırılmış bol yağda kızarttım. Biraz soğuyunca üzerine sarmısaklı yoğurt döktüm. Baharatlarla süsledim. Arkadaşlar bekletilmeden yenmelidir. Zira yogurt kızartılmış yufkaları yumuşatıyor. Kıtır kıtır olmuyor. Yoğurtlu halini çekmeyi unutmuşum canlarım.... Hepinize afiyet olsun..
Yine bu tarifimide P.D.Ç.S.E. 40'a ev sahipliği yapan http://missgibi.blogcu.com arkadaşıma gönderiyorum...Haydi kolay gelsin arkadaşım...

2. SMART BLOGGER ÖDÜLÜM

2. Defa beni bu ödüle layık gören sevgili arkadaşım, adaşım http://gulcanmutfakta.blogspot.com/ çok çok çok teşekür ederim.Bu ödülü bütün blogcu arkadaşlarıma veriyorum. Zira arkadaşlar hepinizi ayrı ayrı seviyorum onun için ayırt edemiyeceğim.
Bu ödülün kuralları:
1-ödül verenin linkini yayınlamak
2-ödül verdiğin kişilere haber vermek
3-Bu ödülü verdiğin blog sahibinin linkini vermek...
Tekrar teşekkür ederim arkadaşım Gülcan

8 Nisan 2009

MAKARNA SALATASI


Merhaba arkadaşlar. Bu defa sizlere çok güzel bir salata sunacağım. Hangi sitede gördüm bilemiyorum . Tarif dikkatimi çekti benimde bu aralar misafir trafiğim çok olduğu için değişik tarifler arayışı içindeydim. Bu salata gözüme ilişti hemencecik yapıverdim.Hazır tarifi yayınlamışken P.D.Ç.S.E. 40'a ev sahipliği yapan arkadaşım http://missgibi.blogcu.com/ 'a gönderiyorum.Kolay gelsin arkadaşım.....
Malzemeler:
1 Paket boncuk makarna
2-3 tane yeşil biber
2-3 tane közlenmiş kırmızı biber
4-4 tane kornişon turşu
Yarım demet yeşil soğan
Yarım demet maydonoz
Küçüklerinden konserve mısır
Zeytinyağı
Limon suyu
Tuz
Baharat
Yapılışı:
Makarna haşlanır ve süzülür. Biraz diri olacak şekilde. Haşlama suyuna biraz yağ katarsanız birbirine yapışmaz. Diğer malzemeler doğranır. Geniş bir kaba alınır. İçine soğutulmuş makarna tuz, yağ, limon suyu, baharat eklenerek karıştırılır.Evet servise hazırdır arkadaşlar.Afiyet olsun....
Yapımıda bir o kadar kolay bir salata arkadaşlar mutlaka deneyiiiiiiinnnn.......

7 Nisan 2009

ÖDÜL

Sevgili http://gulungoncasi.blogcu.com/ arkadaşıma bana bu ödülü verdiği için çok teşekkür ediyorum.Yeni tanışmamıza rağmen beni ödüllendirdin. Yeniden çok çok teşekkür ederim arkadaşım.Bende bloğuma uğrayan bütün blogcu arkadaşlarıma gönderiyorum..

4 Nisan 2009

MUHALLEBİLİ TEL KADAYIF TATLISI

İyi geceler arkadaşlar. Sizlere son zamanlarda çok moda olan bir tatlı ikram etmek istedim. Bu gece misafirlerim vardı onlar için hazırladım aynı zamandada tarifimi bu hafta P.D.Ç.S.E. 39 'a ev sahipliği yapan http://pastakur.blogspot.com/ arkadaşıma gönderiyorum.Şimdiden kolay gelsin arkadaşım
Not: Arkadaşlar bu malzemelerin miktarı normal büyüklükteki fırın tepsisine göre, vede bir püf noktasını söylemek istiyorum. Bu tatlıyı akşamdan değilde ikram etmeden birkaç saat önce yaparsanız daha güzel oluyor.Zira çok önceden yapıldığı zaman kadayıflar ister istemez pudingin rutubetiyle yumuşuyor. Yinede tercih sizin......
Malzemeler:
500 Gr. tel kadayıf
1/2 Su bardağı dövülmüş ceviz
2 Çorba kaşığı şeker
2 Çorba kaşığı tereyağı veya margarin
Muhallebisi için:
1,5 Kg. süt
1 Su bardağı şeker
3 Kaşık un
1 Kaşık nişasta
1 Paket krem şanti
Yapılışı:
Kadayıf kurutularak (isterseniz bir yere sererek isterseniz buzlukta bekletilerek) iyice ufalanır. İçine 2 kaşık şeker ve 2 yağ eritilerek dökülerek iyice karıştırılır.Fırın tepsisine serilerek ısıtılmış fırınde pembeleştirilir. Fırından çıkartılarak içine dövülmüş ceviz ilave edilerek kadayıf tekrar harmanlanır ve yine tepsiye serilerek 2. defa fırına sürülür ve yine pembe kıvama gelene kadar kızartılır.Fırından çıkartılır.
Muhallebide krem şanti hariç diğer malzemeler karıştırılarak muhallebi kıvamına gelene kadar pişirilir. Ateşten alınarak biraz soğutulur. İçine krem şanti paketi toz olarak ilave edilerek iyice karıştırılır. Kadayıfın yarısı tepsiden alınır geri kalan kadayıf tekrar tepsiye serilir üzerine muhallebi tamamen soğutulmadan dökülür. İyice her tarafına yayılır kalan muhallebide üzerine serpilerek soğutulur ve kesilerek servis yapılır.Afiyet olsun arkadaşlar ................ Denemenizi tavsiye ederim...

28 Mart 2009

MİLFÖYLÜ KURABİYE


Merhaba arkadaşlar.... Öncelikle elim kazaya çok üzüldüğümü belirtmekle işe başlıyorum.6 tane insan göz göre göre gitti. Şu çağda şu devirde böyle bir olay....Bilmiyorum,diyecek birşey bulamıyorum.Şu an sözün bittiği yerdeyim diyebilirim canlarım. Allah ölenlere rahmet ailelerine sabır versin. Bunu demekten başka birşey gelmiyor vede gelmedi elimizden....İnanın içim çok yandı..
Ben bu kurabiye tarifini sevgili arkadaşım Birsel ve İrem 'in sitesinde görmüştüm çok beğendim.Ama ben alttaki hamuru beceremedim.O yüzdende kendi kurabiye hamurumu uyguladım.
Gelelim tarifimize...
Malzemeler:
125 Gram margarin
1 Yumurta
2 Kaşık yoğurt
1/2 Çay bardağı pudra şekeri
1/2 Paket kabartma tozu
Aldığı kadar un
5 tane milföy hamuru
Yapılışı:
Yoğurt, eritilmiş margarin,pudra şekeri, yumurtanın sarısı ve kabartma tozu karıştırılır. Aldığı kadar unla yumuşak bir hamur yapılır. Hamuru yarım cm. açarak kalıpla kesilir ve yağlanmış tepsiye dizilir.Milföy hamurları merdane ile biraz inceltilir. Kurabiyelere şekil verilen kalıpla milföy hamurlarından parçalar kesilir. Kurabiye hamurlarının üzerine yumurta akı sürülerek milföy hamurları yerleştirilir. Üzerlerine birer tane kuru üzüm yada fındık koyulur Önceden ısıtılmış 180 derece fırında milföyler hefifçe pembeleşinceye kadar (yaklaşık 20 dakika) pişirilir. Kurabiyeler soğuyunca üzerine tarçınla karışık pudra şekeri elenir. Afiyet olsun...
Fotoğraftaki 2. kurabiyelerde aynı hamurla aynı şekilde ama ben artan kırıntı kalan milföyleri bir araya getirerek ince çubuklar halinde burgu yaptım ve yuvarlak kesilmiş hamurların üzerine yerleştirdim. Pişirdikten sonrada pudra şekeri eledim. Tercih sizin arkadaşlar..
Bu tarifimide P.D.Ç.S.E. 39 'a ev sahipliği yapan http://pastakur.blogspot.com/ arkadaşıma göderiyorum...Kolay gelsin arkadaşım......

17 Mart 2009

YEŞİL MERCİMEK SALATASI


Merhaba arkadaşlar. Bu akşam yine çok yoğundum günüm vardı. Gün arkadaşlarıma yeşil mercimek salatası yaptım.Çok harika oluyor. Misafirlerimde çok beğendi. Bu tarifi bir sitede görmüştüm ama şuan ismini hatırlayamadım.Malzemeleride aklımda kaldığınca kullandım. Umarım sizlerde beğenirsiniz.
Malzemeler:
1 Su bardağı yeşil mercimek
Yarım bağ yeşil soğan
Yarım bağ maydonoz
2 veya 3 tane yeşil biber
2 veya 3 tane közlenmiş biber
2 tane orta boy salatalık
Birkaç tane kornışon turşu
Yeşil zeytin
Zeytin yağı
Limon suyu
Yapılışı:
Yeşil mercimek haşlanır suyu süzülür ve bütün malzemeler ince ince doğranarak mercimeğe karıştırılır. Tuzu,zeytin yağı ve limon suyunu arzunuza göre kullanabilirsiniz.
Ben buraya malzemeleri miktar olaarak yazdım ama siz zevkinize göre ayarlayabilirsiniz miktarlarını. Yapanlara şimdiden afiyet olsun.......
Bu salatamı P.D.Ç.S.E. 38 'e ev sahipliğini yapan http://arzumhobii.blogcu.com/ arkadaşıma gönderiyorum.Kolay gelsin arkadaşım......

13 Mart 2009

ANLAMLI BİR YAZI

ÇOCUGUNU ÖYLE KARŞILA Kİ; Eve geldiği zaman, en güzel yere geldiğini hissetsin....

EŞİNİ ÖYLE KARŞILA Kİ; Yanına geldigi zaman, en dogru insana kavustuğunu hisssetsin....

ANNENİ ÖYLE KARŞILA Kİ; Doğumundaki ağrıları lezzetle takas etsin...

BABANI ÖYLE KARŞILA Kİ; Ömür boyu bir başka evlada imrenmesin...

FAKİRİ ÖYLE KARŞILA Kİ; Ona serdiginden büyük, bir dua sofrasi sersin....


ZENGİNİ ÖYLE KARŞILA Kİ; Senin gönlünü gördüğünde, kendi gönlünün fakirliğinden kahretsin.....

9 Mart 2009

MAKARNALI BÖREK




Arkadaşlar bu böreği http://cedene.blogcu.com/ da gördüm. Bende denedim hakikaten çok değişik bir börek. Sizlerinde denemenizi tavsiye ederim. Eskiden elimizde bir pasta defteri içinde 3-5 tarif veya gazetelerden kesilmiş tarifler , onlarada hamur işlerini yaparken ya yağ damlamıştır ya su yazıların şekli şemali bozulmuştur. Onlardan aynı şeyleri yapar dururduk. Öyle değilmi arkadaşlar. Ama şimdi İnternet sayesinde biebirinden becerikli arkadaş bloglarımız oldu her şey elimizin altında... Çok süper şeyler öğrendik arkadaşlar birbirimizin sayesinde...İyiki varsınız arkadaşlar iyiki varsınız bloglar.... Tarifde hiç bir farklılık yapmadan denediğim için aynen yayınlıyorum.

MAKARNALI BÖREK
Malzemeler:
1 çay bardağı süt
1 çay bardağı zeytin yağı
1 çay bardağı yoğurt
1 cay kaşığı karbonat(1 yemek kaşığı suda eriterek kat)
1 çay kaşığı tuz
1 tane yumurta
Aldığı kadar un
Makarnalı Harç:
1/2 paket haşlanmış fiyonk makarna
1 yumurta
1 çay bardağı zeytin yağı
1 su bardağı peynir (rendelenmiş)
1 tutam kıyılmış maydanoz
Tüm malzeme iyice karıştırılır ve yufkaların arasına serilir.

Yapılışı:
Kulak memesi yumuşaklığında bir hamur yapılacak. Hamur ceviz büyüklüğünde 30 parçaya ayrılacak. Bu parçalar elle tek tek yuvarlak bir şekilde açılacak. 15 yuvarlak parça aralarına nişasta serpilerek üstüste konulacak ve merdane yardımıyla açılacak. Açılan bu 15 li yufka yağlanmış tepsinin altına yayılacak. Bu yufkanın üstüne hazırlanan makarnalı iç konulacak ve diğer 15 parçada aynı şekilde açılarak yufka yapılacak ve harcın üstüne serilecek.
Börek pişmeden istediğiniz büyüklükte karelere bölünecek ve üzerine 200 gr eritilmiş margarin gezdirilecek.200 derece ısıtılmış fırında kızarana dek pişirilecek.Afiyet olsun...
Böreğin altındaki resim neyin nesi diyeceksiniz ama...... Eeeeeeee çocuk olan evde böyle şeyler yaratılır.Canım oğlum yaptı onu, anneciğim bunu benim için mutlaka sitene koy diye yalvardı. Bende kırarmıyım onu.
Ayrıca arkadaşlar hazır böreğimi yapmışken P.D.Ç.S.E. 38 ev sahipliğini yapan http://arzumhobii.blogcu.com./ arkadaşıma katkıda bulunmak istiyorum. Kolay gelsin arkadaşım..


8 Mart 2009

MEVLÜT KANDİLİ

BÜTÜN İSLAM ALEMİNİN KANDİLİ MUBAREK OLSUN

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

BÜTÜN KADINLARIN KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN
Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği savaşın temsili başlangıcı 8 Mart 1857 yılında Amerika’nın New York kentinde tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadının düşük ücretlerini, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek için grevler yapması olarak kabul edilmektedir.
Bu olaylardan 52 yıl sonra Danimarka’nın Kophenhag şehrinde düzenlenen Kadın Sosyalist Enternasyonel toplantısında 8 Mart 1857 de New York’ta başlayan, kadınların haklarını kazanılması ve kadınların birlikteliği mücadelesinin her yıl Kadın Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdılar.
Kadın hakları mücadelesinde 1975 yılı büyük özellik taşıyordu. Uluslararası Kadınlar Yılı olarak kutlandı. Bu yıl etkinlikleri içerisinde Birleşmiş Millteler 8 Mart gününü Dünya Kadın Günü olarak kutlamaya başladı. İki yıl sonra 1977 de, Birleşmiş Milletler genel toplantısında Kadın hakları, uluslararası barış günü olarak kabul edildi.
Bu kabulün altında iki temel neden açıklandı, Dünya barışının korunması, sosyal gelişim için ve temel insan haklarının kullanılması için kadınlarında eşitlik ve kendilerini geliştirmelerine olnak gereksinimi idi. Kadınlara eşit hakların verilmesinin Dünya barışını güçlendireceği kabul edildi.
Dünya Kadınlar Günü kadınlar açısından çok daha farklı bir gün günümüzde. Kadın haklarının kazanılmasında nerelerden başlandığını ve bugünlere nasıl gelindiğinin hatırırlanması içinde özel bir gün. Bir çok gelişmiş ülkede kadın hakları çok ilerlemeler göstermiş olsada, ülkemizde ve gelişmeke olan ülkelerde kadın hakları ne yazıkki istenen seviyelerden oldukça uzakta. Dünya Kadın Günü dünya kadınları arasında da bir dayanışma ve deneyim değişimi günü.
Dünya Kadınlar Günü ülkemiz içinde de kadın haklarının kazanılması, iyileştirilmesi için konunun gündeme gelmesinde de önemli bir gün. Kadın haklarının ülkemizde kullanımı ne yazık ki homejen bir dağılım göstermiyor. Kazanılan deneyimlerin, tüm ülke sathına yayılması için yılda bir gün olsa da Dünya Kadınlar Günü bizim için ayrı bir önem taşıyor.
Dünya genelinde kadın haklarında son yıllarda meydana gelen artış dahi bir çok gerçeği değiştirbilecek nitelikte değildir. Dünyadaki en fakir insanların büyük bir çoğunluğu kadın, dünyadaki eğitim almamış insanların büyük çoğunluğu yine kadınlar. Kadınlar bugün ülkemizde de erkeklere göre %25 - 50 oranında daha az ücretle çalıştırılmaktadırlar.
Bu gün bir Dünya Kadın Günü olmasını sağlayan tarihteki bazı önemli kilometre taşlarını aşağıda veriyoruz:
1857 New York: kadinlar 12 saatlik günlük çalışma saatine, düşük ücrete karşı yürüyüşler yaptılar. Polis tarafından dağıtıldılar.
1908 New York: 15.000 kadın daha kısa çalışma saati, daha iyi gelir ve oy hakkı için yürüdü. Doğum izni istediler. Kullandıkları slogan “Ekmek ve Gül ” idi. Ekmek yaşama güvencesi, karın tokluğunu, gül ise daha kaliteli yaşamı simgeliyordu.
1909 İlk Kadın Günü 28 Şubat ta kutlandı. Avrupa’daki kadınlar da Şubat ayının son pazar gününü Kadın Günü olarak kutladı.
1910 Clara Zetkin isimli bir Amlan sosyalist kadın, kadın Sosyalist Enternasyonelinde Dünya Kadınlar Günü olmasını önerdi ve kabul edildi.1911 Kophenag kararından sonra ilk kez 19 Mart ta Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre de kutlandı. Yüz binlerce kadın ve erkek değişik aktiviteler yaptılar. Oy verme, seçme seçilme hakları yanısıra meslek edinme ve mesleki eğitim görme haklarını istediler.
Bu kutlamalardan 2 hafta sonra Triangel yangınında 140 kadın öldü. Bu olay Amerika çalışma kurallarını büyük ölçüde etkileyen bir yere sahiptir.
1917 Rus kadınlar ” ekmek ve barış” için grev yaptılar. Yaşam koşullarının kötülüğünü protesto ettiler. Bu olay 8 Mart ta olmuştur ve daha sonra bütün Avrupa ülkeleri tarafından da kabul görmüştür.
1977 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kadın Hakları ve Dünya Barışı Günü olarak 8 mart’ı kabul etti.
Sevgili arkadaşları mu yazı http://www.buzlu.org/ sitesinder alıntıdır.

4 Mart 2009

PEYNİRLİ PATATESLİ KEK

Merhaba arakadaşlar... Bu keki ben çok seviyorum ve bu aralar kötü takıldım buna sık sık yapıyorum bu akşamda sizlerle paylaşayım dedim. YayınlamışkendeP.D.Ç.S.E. 37 ye ev sahipliği yapan arkadaşım http://sevincceden.blogcu.com/ 'a bende katkıda bulunmak istedim. Hadi arkadaşım kolay gelsin
Gelelim tarife
Malzemeler:
3 Yumurta
1 Su bardağı sıvı yağ
1 Su bardağı yoğurt
1 Tane ortaboy soğan
3 Orta boy patates
1 Su bardağı peynir
1 Pk. kabartma tozu
2,5 Su bardağı un
Tuz,karabiber,maydonoz
Yapılışı:
Yumurta, yoğurt, sıvı yağ karıştırılır. Patates küp küp doğranır, soğan ince ince doğranır,peynir rendelenir, un, kabartma tozu, tuz, maydonoz ve karabiber ilave edilerek hamur karıştırılır. Yağlanmış kek kalıbına dökülerek 180' de önceden ısıtılmış fırında pişirilir.Fırından çıkartılarak soğumaya bırakılır. Kalıptan çıkartılarak dilimlenerek servis yapılır. Afiyet olsun arkadaşlar.
Not: Arkadaşlar ben birkaç parça sosis doğradım, biberli yeşil zeytin doğradım. Tarifte yoktu ama çok güzel oldu tavsiye ederim arkadaşlar........................



3 Mart 2009

BEN OKUMAYACAĞIM

Merhaba arkadaşlar bu yazıyı bana sevgli arkadaşım Ayla göndermiş. İnanın okurken boğazım düğümlendi . Bizlerde bir çalışan anne olduğumuz için buna benzer sıkıntıları her zaman yaşadak ve halende yaşamaktayız.Maalesef ekonomik şartların getirdiği budur. Siteme gelen bütün arkadaşlarımın bu yazıyı okumalarını tavsiye ediyorum. Teşekkür ederim canım arkadaşım Ayla................
BEN OKUMAYACAĞIM
Mart ayı gelmişti ama kızım hala okumaya geçmemişti. Ödevlerini yapmamak için bir sürü bahane buluyordu. Elimden geldiğince ilgileniyor, çalışma şevki kazanması için çabalıyordum. Ancak hiçbir gelişme yoktu. Adeta inatla okuma-yazma öğrenmemeye çalışıyor gibiydi. Öğretmenliğin kazandırdığı bütün deneyimlerimi kullanıyor, hiçbirinin işe yaramadığını gördükçe paniğim artıyordu.Kızımdan bir yaş küçük oğlum ve henüz yedi aylık bebeğim den çalabildiğim her dakikayı kızıma ayırıyor, ancak öğretmeniyle her konuştuğumda büyük bir düş kırıklığı ile eve dönüyordum. 'Kızım acaba geri zekalı mı' diye düşündüğüm oluyor, bu düşünceler yüzünden beynimin zonklamasını geçirmek için iki, üç tane ağrı kesici almak zorunda kalıyordum.
O soğuk mart akşamında, sönmeye yüz tutmuş sobanın yanında, kızıma heceleri söktürebilmek için uğraşırken, onun ilgisizliği kalan son sabrımı da tüketti. Ayların birikimiyle kızı mı omuzlarından tutup, silktim ve minicik yanağına hatırladıkça utandığım' bir tokat attım. Yanağı kıpkırmızı oldu. Şaşkın ama kızgın baktı. Ağlamamak için minik dudaklarını sürekli büküyor, bakışları kalbimin ötelerine doğru ok gibi ilerliyordu.Sessizliği bozan ben oldum."Neden? Nazlıhan neden? Niçin okumayı öğrenmek için gayret göstermiyorsun? Sen aptal değilsin. Neden kendine aptalmışsın gibi davranılmasına izin veriyorsun?"Bir an durdu, sonra sesinin bütün yırtıcılığı ve kiniyle, "Çünkü ben okumak istemiyorum" diye haykırdı. Kulaklarıma inanamıyordum. Yüksek tahsil yapıp, iyi bir geleceği olacağını düşledim biricik kızım, benim, ben öğretmen Emine Özgenç'in kızı "Okumak istemiyorum" diye bağırıyordu.Hayal kırıklığı ve şaşkınlık içerisinde "Neden?" diye sorabildim."Çünkü ben senin gibi okuyup, öğretmen olup, çocuklarımı evde yalnız bırakıp işe gitmeyeceğim, Çalışmayacağım, Ben sadece anne olacağım."Kızım konuşmuyor, adeta beni tokatlıyordu.
Başım dönüyor, gözüm kararıyor, bu sözlerin gerçekten kızıma mı ait olduğunu anlamaya çalışıyordum. Evet bu sözleri bana yedi yaşındaki kızım söylüyordu. "İnsan şimdi bayılmaz da ne zaman bayılır" di ye düşündüm. Sanki, birden, gözlerimin önünde bir sinema perdesi açıldı ve acı bir film oynamaya başladı. Yozgat'ın Nohutlu Tepesi'nde, o her çıkışımda hiç bitmeyeceğini düşündüğüm yokuşun başındaki bir türlü ısıtamadığım evi hatırladım.12 Eylül sonrası, eşimin (birçok insana yapıldığı gibi) hiç anlayamadığım bir tarzda ve sebepsizce tutuklanıp cezaevine götürülüşü. Aylarca tutuklu olduğu halde mahkemenin bir türlü başlamayışı. Yıllarca süren ve benim, eşimin neden tutuklandığını beraat ettikten sonra bile anlamadığım mahkemeler. Bakamadığım için dokuz aylık oğlumu Samsun'a, anneme bırakmam. Bakıcı ve anaokulu masraflarını karşılayamadığım için, iki yaşındaki kızımı her gün çalıştığım liseye götürüşüm. Yavrumun öğretmenler odasında koltuklarda uyuyuşu. Uykusunun en derin yerinde çalan teneffüs ziliyle yavrumun fırlayıp koltuklara oturuşu. Sonra müdürün beni çağırıp, "Bak Emine Hanım, biliyorum zor durumdasın ama seni gören herkes çocuğunu okula getirmeye başladı. Burası çocuk yuvası değil ki. Bir daha kızını okula getirme" deyişi. O günden sonra iki buçuk yaşındaki kızımı o koskoca, o sopsoğuk evde, yalnız başına bırakıp, dönene kadar kızımı koruması için Allah'a yalvarışlarım. Acıkır ve susar diye etrafa bıraktığım su bardakları ve yiyecekler. Her akşam eve döndüğümde yavrumu bir köşede battaniyenin altında büzüşmüş buluşum."Yavrum, iyi misin? Korktun mu?" diye sorunca, "Korktum, ağladım, ağladım, yoruldum, sustum, sonra yine ağladım" diyerek boynuma sarılışı. Bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerimin önünden. Bir türlü filmin sonu gelmiyordu.
Nisan sonlarına doğru bir öğle paydosunda eve gelmiş ve zili çalmak zorunda kalmıştım.O sabah telaşla çıkarken anahtarı evde unutmuştum. Ama çok dert etmemiştim. Nasılsa kızım evdeydi. Kapıyı açardı. Ama açmadı. Açmadığı gibi sesinin bütün gücüyle "Anne" diyerek ağlıyordu. "Kızım, ben annenim, aç kapıyı" dedikçe o "Hayır sen annem değilsin. Sen kurtsun. Beni yiyeceksin" diye feryat ediyordu. Ne söyledimse inandıramadım. Dinlediği bir masaldan etkilenmişti besbelli. Yavrum, minik yavrum korkuyor ve ağlıyordu. Yarım saat uğraşmış, ikna edememiştim.Yapacağım tek şey vardı. Bir şekilde içeri girmek. Ama nasıl? Kapıyı kıracak gücüm yoktu. Nohutlu Tepesi'nde çilingir ne gezerdi. İçerde yavrum feryat figan ağlıyordu. Neden sonra alt kata inmeyi düşündüm. Kapıyı açan komşuma bir yandan olayları anlatıyor, bir yandan balkona doğru koşuyordum. Bir sandalye bulup balkona yerleştirdim ve üst kattaki evimin balkonuna ulaştım. Ben, 153 santimlik ufak tefek kadın, bir sandalye yardımıyla nasıl olup üç metrelik tırmanışı gerçekleştirerek, üçüncü kattaki evimin balkonuna ulaştım. Hala anlamış değilim. Sanki görünmeyen bir el beni yukarı çekti. Balkonun kapısı pek sağlam olmadığından, kilidi kolayca açıp içeri koştum. Kızım kapının dibine oturmuş, başını bacaklarının arasına sıkıştırmış ağlıyordu. Sarıldım, sarıldım, sarıldım... Göz yaşlarım onunkiyle karıştı. Koynuma büzüldü. Sadece "Annem, anneciğim, kurt beni yiyecekti" diyebiliyordu. O gün öğleden sonraki ilk dersimi kaçırdım. Müdürün ikazına rağmen kızımı sınıfıma götürdüm. Önce müdür muavini, sonra müdür tarafından azarlandım ama hiç cevap vermedim. Sadece göz pınarlarımda iki damla yaş belirdi. Ve o yaşlar müdürün birden susup özür dilemesine sebep oldu.
Evet bu acı film bitecek gibi değil. Kızımın sesiyle irkildim."Ben okumayacağım. Anne olacağım diye feryat ediyordu. Feryat etmiyor sanki beni tokatlıyordu. Ona iyi bir anne olamadığımı ve bundan duyduğu rahatsızlığı bu sözlerle haykırıyordu yüzüme. Hayatımın hiçbir anında böylesine bir acı yaşamamıştım. Hiçbir söz yüreğimi ve belleğimi böylesine hırpalamamıştı.Kızımın kestane rengi saçlarını okşadım. Tokadımla kızaran yanağını öptüm. Başını göğsüme bastırdım. Onun hafızasında yer eden bütün acıları silmek istiyordum. En doğru, en eğitici sözleri bulmalıydım. Ama nasıl?.. Bu allak bullak beyinle nasıl?Öğlece ne kadar kaldık bilemiyorum. Bir ara konuşacak gücü bulabildim."Kızım, her okuyan kadın çalışmak zorunda değildir. Sen iyi bir anne olmak istiyorsun. Ben de iyi bir anne olmanı istiyorum. Ancak, okursan, bilgili olursan, iyi bir anne olabilirsin. Çalışmak zorunda değilsin ki. Sen de evde çocuklarına bakar, onlara okuma yazma öğretirsin" diye devam eden birçok cümle sıraladım peş peşe.
Kızım ikna olmuş görünüyordu. Ertesi gün okuldan geldiğinde onu masanın başında Cin Ali kitabını okurken buldum. Kızım, okuyup yazmayı aylar önce öğrenmiş fakat ısrarla herkesten saklamıştı.Öğretmeni şaşkındı. "Nasıl olur da bir çocuk, bir günde bu kadar ilerleme kaydedebilir?" diye soruyordu. Bu sorunun cevabı öyle uzun ve anlaşılması öyle güçtü ki... O an susmak, en güzel cevaptı çünkü bu sorunun cevabını ancak ben ve Nazlıhan anlayabilirdik.
Şimdi kızım, Gazi Üniversitesi'nde işletme okuyor. Anadilini çok iyi okuyup, yazdığı gibi iyi derecede İngilizce de biliyor. En önemlisi bir kadının hangi şartlarda olursa olsun çalışması ve ekonomik özgürlüğünü elde etmesi gerektiğine inanıyor. En güzeli de her fırsatta "Canım annem diye sarılıp yanaklarımdan öpüyor. Ben de onun, daha önce "o utandığım tokatla" kızart tığım yanağından öpmeye özen gösteriyorum.

Emine Özgenc

.

23 Şubat 2009

TÜRK KADINI

Türk Kadının Görevleri

Birinci vazifen bulaşık, çamaşır ve kocana sahip çıkmaktır.
Mevcudiyetinin yegane temeli budur.
Kocan en kıymetli hazinendir.
Seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek kaynanan ve görümcelerin olabilir.
Birgün evliliğini kurtarmak mecburiyetine düşersen vazifeye atılmak için bulaşık ve çamaşırı düşünmeyeceksin.
Bu durum elektriğin ve suyun kesildiği anda ortaya çıkabilir.
Evliliğine tecavüz etmek isteyen kaynanan görümcelerin ve hayatta emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Hayatta kılıbık kocan zor bir ihtimalde olsa da başka bir bayana göz dikmiş olabilir.
Aileniz fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey asil Türk kadını işte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifenyuvanı kurtarmaktır.
Anasının kuzusu olan kocanı adam etmek senin elindedir.
İhtiyaç duyduğunmerdane dolabın sol üst köşesinde saklıdır.
Alıntıdır.

19 Şubat 2009

KADIN NEDİR?

Kadın birçok şeydir...ve bir kadındadır birçok şey!Çoğu zaman küçümsenir ev kadınlığının ağır yükü... Anneliğin kutsallığı ve gerçekten iyi bir eş olmanın emeği... Oysa ki, ne çok şeydir bir kadın ve sadece bir kadındandır bir çok şey...
BİR KADIN GİTTİĞİNDE...
Kadınlar gittiklerinde, arkalarında daha büyük boşluklar bırakırlar.Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde yetim-öksüz kalan çok olur.
Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler, özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler...
Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar.Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların.Sık sık boynunu büker sarıkız.O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz, değerini kimse anlayamaz krom hac tasının.
Balkon artık sessizdir, koridor kimsesiz.
Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır.
Kapı eşiğindeki "Dikkat et" duyulmaz, annesi gitmiştir "Geç kalma"nın.
Kadınlar, arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler.
Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında.
Ve bir kadın gittiğinde pek çok yetim bırakmıştır arkasında.
Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında; bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci...Bir anne gider...Bir dost...Bir arkadaş...Bir sevgili...Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde...
Alıntıdır........
Sevgili arkadaşlar bu yazı çok hoşuma gitti. Kim demişse doğru söylemiş..

17 Şubat 2009

KÜLAH PASTA


İyi akşamlar arkadaşlar. Bu aralar hamur işleriyle fazla haşır neşir oldum. O yüzden yaptıklarımıda sizlerle paylaşmak istedim. Ben külahları milföy hamuru ile yaptım ama içi tatlı dışı biraz tuzlu olunca ikram ettiğim arkadaşlarımdan Yemekteyiz Programındaki gibi eleştiri aldım. Ama yinede çok güzel oldular.Ben her zaman farklı tatlar denemeyi seviyorum. Bu külahlarda onlardan bir tanesi.
Malzemeler:
10 Adet milföy hamuru
Kreması:
2,5 Su bardağı süt
2 Yemekkaşığı un
1 Yemek kaşığı nişasta
1 yumurta
5 kaşık şeker
1 limon kabuğu rendesi
1 paket vanilya
Yapılışı:
Tüm malzeme karıştırılıp muhallebi yapılır.Muhallebi biraz koyu olmalı.
10 adet milföyü ayrı ayrı 4-5 şerit keserek yağlanarak külah haline getirilen kağıttan yapılmış hunilere verevşekilde sararak tepsiye yerleştirilir.Metal hunileriniz varsa onlarlada yapabilirsiniz.Üzerine 1 yumurta sarısı sürerek fırında kızarana kadar pişirelim.
Fırından çıkarıldıktan sonra biraz ılıyınca kağıtlar çıkarılır.Hazırlanan kremayı içine doldurulur. Hindistan cevizi, dövülmüş fındık, fıstık veya çikolata ile süslenir.
Arkadaşlar elim biraz alıştıktan sonra krema yerine vanilyalı pudingle yaptım oda çok güzel oldu. Denemenizi tavsiye ederim.
Bir şey daha tavsiye etmek istiyorum. Nette dolaşırken bir sitede bu külahların hamuru amonyaklı olarak yoğurulup merdane ile açılıp şeritler halinde kesilerek yapılmıştı.Ben öyle yapıldığındada güzel olur kanısındayım.
Bu tarifimi yine P.D.Ç.S.E. 36' ya ev sahipliği yapan Mutfak Telaşı arkadaşıma gönderiyorum. Haydi kolay gelsin arkadaşım........

15 Şubat 2009

MEYVELİ PASTA (JÖLELİ)

Merhaba arkadaşlar hepinize mutlu ve sağlıklı bir pazar günü dileyerek çok güzel ve cici bir mama tarifiyle karşınıza geldim.Canlarım bu tarifimi Emine BEDER hanımefendinin tariflerinden seçtim.Ayrıca bu pastayı karşı komşum sevgili arkadaşım Ayla'nın günü için Ayla'yla beraber yaptık tabi iki kişi yapınca güzel bir şey çıktı ortaya...Sizlerin beğenisinede sunmak istedim. Umarım beğenirsiniz.
Malzemeler:
3 Yumurta
3 kahve fincanı un
2 Kahve fincanı toz şeker
1/2 Paket kabartma tozu
Kreması için:
2 Su bardağı süt
1/2 Su bardağı un
1/2 Su bardağı şeker
1/2 Paket krem şanti
1 Çay bardağı süt ( Krem şanti için)
Muz, kivi, çilek,portakal gibi meyveler
1 paket jöle
Yapılışı:
Yumurtalar şekerle birlikte beyazlayıp köpürene kadar çırpılır.Elenmiş un ve kabartma tozu ilave edilerek mikserin düşük ayarı ile karıştırılır. Deliksiz bir kek kalıbı veya tart hamuru kalıbı yağlanır ve un serpilerek hamur boşaltılır. 170' ısılı fırında pişirilir.Pasta soğuyunca kalıbından çıkartılır. Ve arasından kesilir.Kreması için tencereye un, süt, şeker konularak sık sık karıştırılarak göz göz olana kadar pişirilir.Krema soğutulur . Krem şanti 1 çay bardağı sütle iyice çırpılır ve kremaya karıştırılır.Pastanın kesik yüzeylerine krema sürülür.Alt parçanın üzerine dilimlenmiş meyveler dizilir.Üzerine pastanın diğer katı oturtulur.Kalan kremada pastanın üzerine yayılır.Üzerine meyve dilimleri dizilir.Tarife göre hazırlanan jöle biraz soğutulur.Soğuyunca meyvelerin üzerine gezdirilir ve buzdolabımda beklettikten sonra servis yapılır.....
Arkadaşlar hazır tarifi yayınlamışken P.D.Ç.S.E. 36 ya ev sahipliği yapan Mutfak Telaşı arkadaşıma gönderiyorum Kolay gelsin arkadaşım...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...